Tanzim Satış Derda Deva Olur mu?

Son haftalarda ülke gündemindeki en önemli konulardan biri, hiç şüphesiz, tanzim satış konusu. Son zamanlarda anormal derecede artan gıda fiyatları herkes gibi hükümeti de rahatsız etti. Tam da seçim arifesinde seçmen kitlesinde rahatsızlık yaratan bu soruna çare üretme ihtiyacı duyan hükümet, çareyi tanzim satışta bulmuş görünüyor. Bu olgudan hareketle bu yazıda son zamanlarda gıda maddeleri, sebze-meyve fiyatlarında görülen artışların muhtemel nedenleri, fiyatların nasıl düşürülebileceği ve tanzim satış sisteminin derde deva olup olmayacağı kısaca tartışılmıştır.

25 Şubat 2019 Pazartesi, 14:39

Basitçe söylersek, herhangi bir malın fiyatının artmasının üç muhtemel sebebi olabilir: aşırı talep ya da yetersiz arz, maliyetlerdeki artış, yetersiz rekabet.
Birincisi, bir ürünün üretimi yetersiz ise, üretilen miktar talebi karşılamaya yetmiyorsa, başka bir deyişle aşırı talep söz konusu ise, fiyatların artmasını bekleyebiliriz.
İkinci olarak, üretim maliyetleri çeşitli sebeplerle artmışsa, fiyatların artmasını bekleyebiliriz. Çünkü maliyet artışları fiyatlara yansıtılmazsa zararına satışlar söz konusu olur; zararına satış sürdürülebilir bir şey değildir. Bir işletmenin ayakta durabilmesi için kâr etmesi şarttır. Kâr edebilmek için de maliyet artışlarının fiyatlara yansıtılması kaçınılmazdır.
Nihayet fiyatların artmasının üçüncü bir muhtemel sebebi, piyasada yeterince rekabet olmaması, piyasanın bir tek (tekel) veya az sayıda (oligopol) firmanın eline mahkûm olması durumudur. Rekabetin olmadığı yerde keyfi biçimde fiyatlar artırılabilir, zira ortada çok sayıda rakip yoktur, tüketici sizin insafınıza kalmıştır.
Şimdi bu bilgiler ışığında sebze-meyve fiyatlarında son zamanlarda görülen anormal artışlara bir daha bakalım. Fiyat artışlarında rol oynayan birçok sebep sıralamak mümkündür:
İlkin, sebze ve meyve normal şartlarda yazın üretilen mallardır. Kışın ya üretilmesi iklim şartları nedeniyle imkansızdır, ya da ancak seralarda üretilebilir ki, maliyetler yüksektir. Bu durumda sebze ve meyve fiyatlarının yazın daha ucuz, kışın daha pahalı olması beklenen bir durumdur; hiç şaşırmamak gerekir.
İkincisi, maliyetlerde ne olduğuna bakmak gerekir. Petrol fiyatları ve döviz kurlarında 2018 ortalarından bu yanan yaşanan ciddi artışlar herkesin malumudur. Gerek petrol, gerekse döviz kurundaki artışlar hem doğrudan, hem de dolaylı yollardan maliyetleri artıran gelişmelerdir. Petrolün girdi olarak kullanılmadığı hemen hiçbir sektör yoktur. Döviz kurundaki artış hem ithal girdileri, hem mamul malları pahalandırır. Bir sektörde başlayan fiyat artışı dalga dalga ekonominin tamamına kısa sürede yayılır. Nitekim dolar kurunun ABD ile yaşanan krizle birlikte anormal derecede yükselmesiyle birlikte bütün sektörler bundan olumsuz etkilenmiş, bütün girdiler pahalanmış, enflasyon %25’e kadar yükselmiş, şirketlerin çoğu borcunu ödeyemez hale gelmiştir.
Üçüncüsü, bundan bir ay kadar önce Antalya bölgesini vuran hortumun üretimi daraltıcı etkisidir. Antalya örtü-altı üretim adı verilen seracılığın en yaygın olduğu bölgedir. Nasıl ki Orta Anadolu “Türkiye’nin buğday ambarı” ise Antalya bölgesi de “Türkiye’nin sebze-meyve ambarı”dır. Tamamen olumsuz hava koşullarından kaynaklı olarak yakın geçmişte arzın azalması, sebze-meyve fiyatlarını artırıcı rol oynamıştır.
Dördüncüsü ise Akdeniz bölgesinden sebze-meyveyi alıp Ankara ve İstanbul başta olmak üzere tüketicilerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelere ulaştıran aracılar (hal komisyoncuları, nakliyeciler vb.) sektöründe varolan rekabet eksikliğiyle ilgilidir. Bu piyasada yeterince rekabet yoktur, piyasayı belirleyen az sayıdaki firmadır.
Bu şartlar çerçevesinde artan sebze meyve fiyatlarından sadece üreticileri, veya depocuları, veya aracıları suçlamak doğru değildir. Artan fiyatlarda belli ölçülerde mevsim koşullarının da, doğal afetlerin de, artan girdi maliyetlerinin de, rekabet eksikliğinin de rolü vardır.
Tanzim satış çözüm müdür?
Maalesef değildir. Yaklaşan seçimler nedeniyle siyasetçinin bir çare üretme ve fiyatları düşürme arayışını anlamak mümkündür. Hiçbir hükümet artan hayat pahalılığı altında seçmen kitlesinin öfkesinin yükseldiği bir ortamda seçime gitmek istemez. Bu gayet anlaşılabilir bir durumdur. Ancak tanzim satışın derde deva olması pek mümkün gözükmemektedir. Bunun birçok sebebi sayılabilir.
Birincisi, piyasa fiyatlarına devlet eliyle doğrudan müdahale en uç örneklerini merkezden planlamaya dayalı sosyalist sistemde gördüğümüz üzere, sonu çıkmaz sokak olan bir yoldur. Fiyatlar, piyasa ekonomisinde arz ile talebi dengeleyecek olan temel mekanizmadır; buna engel olmanın bedeli ağırdır. Zarar eden üretici bir daha üretmek istemez, üretim azalması başka sorunlara yol açar, tekrar toparlaması çok zor olur.
İkincisi, sürdürülebilir değildir. Maliyeti diyelim ki 6 lira olan bir domatesi 3 liradan satmaya kalkarsanız, insanların ihtiyaçlarından fazla alma dürtüsünü tetiklersiniz. Birileri ihtiyacının üç katı alır, ötekilere hiç kalmaz. Bu önlemek için “en fazla 2 kilo alabilirsiniz” türünden sınırlamalar getirmek zorunda kalırsınız.
Üçüncüsü, bunun bütçeye getireceği yüktür. Maliyet ile düşük satış fiyatı arasındaki farkı devlet bütçeden karşılamak zorundadır. Bu tür sübvansiyonlar bütçe açığı olarak bize geri döner. Bütçe açığını kapatmanın üç yolu vardır: Para basmak, vergileri artırmak, borçlanmak. Para basmanın kaçınılmaz sonucu enflasyondur. Vergileri artırmak doğrudan vatandaşın cebine el atmaktır, alım gücümüzü azaltır. Borçlanmak iki ucu da pis bir değnektir. İçerden borçlanmak finansal kaynakların Hazine tarafından yutulması anlamına geleceğinden kamu borçlanma gereği ve faiz artışları üzerinden ekonomiyi vurur, yatırımlar azalır, büyüme azalır. Dış borçlanmanın da bir noktadan sonra sonucu dış politikada manevra kabiliyetinizin daralmasıdır. Amiyane tabiriyle “elin gavuru karşısında ezik duruma düşmek”tir.
O halde çare nedir?
Çare, sebepleri ortadan kaldırmaktır. Sebepler arasında sadece doğal felaketler bizim irademiz dışında gelişir, onun bile zararını azaltıcı bazı tedbirler alınabilir; felaket bölgelerine ve dere kenarlarına üretim tesisi kurmaktan kaçınmak gibi. Öteki bütün sebeplerle ilgili daha esaslı tedbir alınabilir. Bu çerçevede hal-dağıtım-aracılık piyasasını rekabete açmak, enerjide dışa bağımlılığı azaltacak (güneş, rüzgar, nükleer enerji gibi) yatırımlara hız vermek gerekir. En önemlisi de, döviz kurlarında dalgalanmalar yaratacak ve maliyetleri anormal derecede artıracak zorlama krizlerden kaçınmalı, dış ilişkileri normalleştirmeli, çatışmacı değil uzlaşmacı, savaşa değil barışa odaklı politikalar geliştirmek gerekir.

Prof. Dr. Mustafa Acar

2 Yorum

  1. mustafa çoskuner

    06 Mart 2019 at 08:06

    Hocam çok haklı. umarım çarelerinizi dinlerler.

  2. Burak

    13 Mart 2019 at 07:49

    Her ne kadar yorumlarınızda haklı olsanızda hocam bunun amacına ulaşabileceğini düşünmüyorum. umarım yanılırım…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir